36 Jahre deutsche Einheit – Die Lage in Deutschland
Das Problem sind nicht die Menschen im Osten, das Problem ist der deutsche Kapitalismus!
Nach dem Zweiten Weltkrieg entstanden auf der Grundlage von Kapitalismus und Sozialismus zwei deutsche Staaten. 36 Jahre sind vergangen, seit sich die Deutsche Demokratische Republik auflöste und mit der Bundesrepublik Deutschland vereinigt wurde.
Dieser offiziell als „Wiedervereinigung“ bezeichnete Prozess war, wie heute immer deutlicher wird, eine Klassenannexion, die sich an den Interessen des deutschen Kapitals orientierte.
36 Jahre später werden die Menschen in Ostdeutschland von den Mainstream-Medien, Politikern und Meinungsmachern im Westen weiterhin pauschal zur Verantwortung gezogen. Sie werden als ein undankbares Volk dargestellt, das sich trotz der Milliardenhilfen aus dem Westen ständig beschwere und zudem eine Neigung zum Faschismus habe.
Die Menschen in den ostdeutschen Bundesländern versuchen dagegen, aus der Grabesstille herauszukommen, die durch jahrzehntelange Vorwürfe, Geringschätzung, Armut und Zukunftsängste entstanden ist. Indem sie ihre Stimme immer lauter erheben, suchen sie nach einer Alternative zu diesen Verhältnissen.
Entgegen der heutigen Darstellung waren es in den letzten Tagen der Deutschen Demokratischen Republik vor allem Politiker der Bundesrepublik, allen voran der damalige Bundeskanzler Helmut Kohl, die den Menschen große Versprechungen machten und für die Beendigung des Sozialismus und die Vereinigung mit dem Westen warben.
Nach der Vereinigung wurden dagegen Millionen Arbeiterinnen und Arbeiter sowie Beschäftigte des öffentlichen Dienstes in Ostdeutschland auf die Straße gesetzt und ihrem Schicksal überlassen – dem Schicksal, das das Kapital für sie vorgesehen hatte.
Die ostdeutschen Bundesländer gerieten vollständig unter die Führung von Kadern, die aus dem Westen entsandt wurden – vom Ministerpräsidenten bis zum Berufsanfänger in der Verwaltung, von der Polizei bis zu den Hochschulen. Viele dieser Kader kamen aus dem konservativen und rechten politischen Spektrum.
Begleitet von „linken“ bzw. links erscheinenden Parteien, die eine liberale Politik im Interesse des Kapitals als vermeintliche Alternative verkauften, wurde dem Osten nicht nur Arbeitslosigkeit und Armut aufgezwungen. Mit der Perspektivlosigkeit hielten auch Rechtsruck und Faschismus Einzug.
Über Jahrzehnte versuchten diese Menschen, durch ihre Stimmen für CDU, SPD und PDS/Die Linke eine Lösung für ihre Probleme zu finden. Doch jedes Mal, wenn diese Parteien an die Regierung kamen, vergaßen sie ihre Versprechen. In einer Situation, in der der Sozialismus keine politische Kraft mehr darstellte und keine andere Alternative erkennbar war, folgten Teile der Bevölkerung dem, was – wenn auch nur scheinbar – radikal auftrat.
Parteien wie die AfD, die lange Zeit als ein spezifisch ostdeutsches Phänomen dargestellt wurden, sind inzwischen als Ausdruck derselben arbeiterfeindlichen Politik des Kapitals auch im Westen stark.
Das zeigt: Das Problem liegt weder bei den Menschen im Osten noch bei denen im Westen Deutschlands.
Das Problem liegt beim Kapital, bei den Interessen des Kapitals und bei den bürgerlichen Parteien von rechts bis links sowie ihren Vertreterinnen und Vertretern, die diese Interessen über die Interessen von Millionen Lohnabhängigen stellen.
Heute müssen wir die häufig von Menschen im Osten geäußerte Aussage „Vor der Vereinigung hatte ich Arbeit und keine Angst vor der Zukunft“ einen Schritt weiterdenken und sagen:
„Vor 1989 hattest du Arbeit und keine Angst vor der Zukunft. Denn es gab den Sozialismus, dessen Grundlage die Gleichheit war.“
Auch die Arbeiterinnen und Arbeiter im Westen hatten soziale Rechte, weil das Kapital den Sozialismus fürchtete.
Deshalb brauchen wir den Sozialismus nicht, um in der Vergangenheit zu leben, sondern um die Zukunft zu gestalten und eine bessere Gesellschaft zu schaffen.
Für die Einheit der arbeitenden Menschen auf der Grundlage von Gleichheit und Freiheit:
Es lebe der Sozialismus!
Almanya’nın birleşmesinin 36. yıldönümünde genel durum
Sorun Doğu’daki Almanlarda değil, sorun Alman kapitalizminde!
II. Dünya Savaşı’ndan sonra kapitalizm ve sosyalizm temelinde kurulan iki Alman devletinden, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin çözülerek Federal Almanya Cumhuriyeti ile birleşmesinin üzerinden 36 yıl geçti.
Resmen birleşme olarak adlandırılan bu süreç, bugün daha net görüldüğü gibi Alman sermayesi çıkarları ekseninde belirlenmiş sınıfsal bir ilhaktı.
Aradan geçen 36 yılın sonunda Almanya’nın batısında ana akım medya, siyasetçiler ve kanaat önderleri tarafından Almanya’nın doğusunda yaşayan insanlar, batıdan gelen milyarlarca avro yardıma teşekkür edeceğine sürekli şikâyet eden, nankör, faşizme meyilli bir halk olarak suçlanıyor.
Doğudaki eyaletlerde yaşayan insanlar ise, 30 küsur yıldır tekrarlanan suçlamaların, aşağı görülmenin, yoksulluğun ve gelecek korkusunun yarattığı mezar sessizliğinden çıkıp, daha yüksek sesle seslerini duyurmaya çalışırken, bu duruma bir alternatif arıyorlar.
Bugün anlatıldığının tersine, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin son günlerinde, sosyalizmin son bulması ve Batı’yla birleşmesi için halka çağrılarda bulunan, büyük sözler verenler, o zamanki Şansölye Helmut Kohl gibi Federal Almanya siyasetçileriydi.
Birleşme sonrası ise Almanya’nın doğusunda milyonlarca işçi, kamu emekçisi sokağa atılarak sermayenin kaderine terk edildiler.
Bütün doğu eyaletleri, eyalet başbakanından işe yeni başlayan bürokrata, polisten üniversite hocasına, Batı’dan gönderilen ve çoğu sağcı kadroların yönetimine girdi. Sağın yanında, liberal sermaye politikalarını halka pazarlayan ‘’sol’umsu partiler eşliğinde, doğuya sadece işsizlik, yoksulluk değil, umutsuzluk eşliğinde sağcılık ve faşizm boca edildi.
Bu insanlar on yıllarca CDU’ya, SPD’ye, PDS-Die Linke’ye oy verip sorunlarına çözüm aradılar. Her biri hükümete geldiğinde verdikleri sözleri unuttular. Sosyalizmin güç olamadığı anda, başka bir alternatif göremeyen kitleler sahte de olsa ‘’radikal’’ görünenin peşine takıldılar.
Doğuya özgü denilen AfD vb. partiler, aynı emekçi düşmanı sermaye politikaları sonucu artık Batı’da da güçlüler. Demek ki, sorun ne Almanya’nın doğusunda yaşayanlarda ne batısında yaşayanlarda.
Sorun sermayede, sermaye çıkarlarında ve bu çıkarları milyonlarca emekçinin çıkarları üzerinde tutan, soldan sağa ana akım partilerde, onların temsilcilerinde.
Bugün, doğudaki birçok kişinin söylediği ‘’Birleşme öncesi işim vardı, gelecekten korkum yoktu’’ ifadesini bir adım ileri götürmek gerekiyor.
1989 öncesi işin vardı, gelecek korkun yoktu, çünkü temeli eşitlik olan sosyalizm vardı.
Batı’da emekçilerin hakları vardı, çünkü sermaye sosyalizmden korkuyordu.
O zaman geçmişte yaşamak için değil, geleceği kurmak, daha iyisini yaratmak için tekrar sosyalizme ihtiyacımız var.
Eşitlik ve özgürlük temelinde emekçilerin birliği için:
Yaşasın sosyalizm!